Search the web
Sign In
New User? Sign Up
kisafilm · Kýsa Filmlere meraklý olanlara...
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Want your group to be featured on the Yahoo! Groups website? Add a group photo to Flickr.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Belgesel Gercekler   Message List  
Reply | Forward Message #3479 of 7033 |

Belgesel Gercekler Engeller 1999 - 2005



Belgesel... Arkaik ve cagdisi bir kelime gibi geliyor kulaga... Ama bunun hemen
ardindan akla, bu kavramin etrafinda orulen yuzlerce uretilmis goruntuyu
yayinlayan “uzman” televizyon kanallari gelince “hic de arkaik degil” itirazlari
yukselebilir. Oysa sorun tam da burada basliyor. Aslinda belgesel sinema, sinema
kuramcilarinin adini koydugundan beri surekli yanlis anlasilmaya, yanlis
kullanilmaya elverisli, incitilebilir bir aciklikta olagelmis.

Bu bir kelimeye sigdiralamayacak olgu, yuzyili askin bir hareketli goruntu
tarihinin ardindan belgeseller, arastirmacilar tarafindan hayli farkli
sekillerde siniflandiriliyorlar: Etnolojik arastirma, yolculuk, doga
belgeselleri, haber-gercek belgeseller, dokudramalar ya da bavul belgeselleri
v.s. Bu ayrimlarin bir televizyon kurumunda raflarin tasnifinin kolaylastirmasi
ya da bir arastirmacinin incelemelerini daha duzenli yapabilmesi disinda bir
faydasi olmadigi icin ayrintilara girmek gerekli durmuyor.

Cabuk ve cok temelde ana hatlarla cizmek gerekirse belgesel, hareketli bir
gorsel bir yapiya uygulanan (film, video), belgeye dayanan bir cikisa sahip
dramatik bir yapi demektir; belgeye dayanan gercekci ve tarafsiz estetik
ozelliklere sahip, pelikule, manyetik ya da dijital banda islenmis goruntu ve
seslerden olusan yapilara belgesel adi veriliyor.

Butun bu tartisma goturur tanimlar, kavramlar ve siniflandirmalar uzerine
soylenecekler bir kenara birakilirsa –ki simdilik birakiyoruz- dunyada “gercek
belgesel” uretmeye calisan kucuk bir grup oldugundan bahsedebiliriz. Bu kucuk,
daginik grup “gercek belgesel” uretmeye calisirken baska bir grup da (ya da
kisi) belgeselin yegane tuketim alani olan gereclere –televizyon, sinema salonu-
sahip olur ve her yolu deneyerek gerec ve alan urerindeki hakimiyetlerini
guclendirirler.

Aslinda bu kucuk “gercek belgesel” uretmeye calisanlari digerlerinden ayiran
onlarin “belgesel-gerceklik” iliskisini sorunlastirmasidir.

Kurmacaya karsi, ” gercegin kendisini sunma” yanlis iddiasinda teorilestirilen
belgesel ile gercek arasindaki iliski nedir? “Belgesel gercegin yeniden uretimi
midir?” Tabii ki degil. Oncelikle bu kadar basit bir amac icin bu kadar bir
efort sarfetmek anlamsiz gorunuyor. Dahasi gercegin tekrar uretimi
olanaksizdir. Uretilenler aslinda, metinlerarasi, anlamlandirmalar arasi bir
alanda ucusurlar. Gercege bakisin kendisi sorunluyken onun kaydedilmesiyle,
gercekle olan iliski daha da sorunlasir. Fotgrafin ya da hareketli goruntunun
gercekligiyle ilgili ( bugune kadar siklikla ve mukemmel bir sekilde yapilmis
tartismalar vardir) cok daha genel ve kavrama yonelik bir bakisla ele
alindiginda bile gercekligin ne kadar tartismali bir kavram oldugu gorulur. Bu
tartisma surdurulurse de hakikat duragina ulasilir ki gercegin herhangi bir
degeri kalmissa bu duraktan bakildiginda o deger de yerini supheye birakir.
Cunku hakikat gercegin dusunsel bir iliskiyle saptanmasi, bir anlamda yorumu
seklinde ortaya cikar. Bunun hangi olculerle yapilmasi gerektigi uzerine tum
bir felsefe bile hakikat oldgunu dusunulen inanclarin yikilip yeniden farkli
sekillerde kuruldugu bir tarihe sahiptir. Ozellikle hakikatin saptanmasinda
bilimsellik olcutlerine olan inancin parcalandigi gunumuzde goruntu, gercek
uzerine hakimiyetini ilan etmis durumdadir. Aslinda bu anlamda goruntunun kaydi,
gercegi resmetme iddiasiyla izleyenin hakikatla olan sorgusal ilisinin
cercevesini hazir bir sekilde cizmektedir. Ozellikle belgesel bu sucu islemeye
en yatkin goruntu turu olarak karsimizdadir. Bu yonuyle oznesi olmayan bir
propoganda –en gercek budur, sunulandir, gosterilendir. cunku
goremeyeceklerinizi, gosteriyoruz- yaratmaya elverislidir.????

Belgesel sinemanin ugrastigi, baslangicindan bu yana inceledigi en onemli
konulardan biri olan gerceklik sorunu, goruntu olusturan elektronik
sistemlerdeki muthis gelisme ve medyalarin tekellesmesindeki korkutucu boyutlar
yukardaki baglamla birlesince gunumuzde daha da onem kazanmistir.

Teknolojik gelismeler, yonetmene gercek olmayani gercekmis gibi gosterme
olanagini eskiden kullanilan yontemlerden daha inandirici bir bicimde verme
yollarini saglar. Bugunun teknolojik olanaklariyla farkli yuzyillarda yasayan
insanlarin ayni goruntu ortaminda gerceginden ayritedilemeyecek bir teknik
mukemmellikte biraraya getirilmesinin , ses uzerinde harflere varan kurgularin
hissettirilmeden yapilabilmesinin belgesel-gerceklik iliskisi uzerine
yapabilecegi etkiler degerlendirilmelidir.

Aslinda bir baska acidan bakildiginda ise teknolojik gelismelerin gercek
belgesel calismalarin onune onemli bir olanak cikardigini goruruz. Bir belgesel
olusturmak artik eskiden oldugu gibi bir bireyin hayal bile edemeyecegi durumda
degildir. Kameralar, manyetik bantlar, ve son yillarda ucuzlayan kurgu
olanaklari ve gene bu gereclerin teknik ozelliklerindeki gelismeler –isiga
duyarlik, ses kaydindanki yetkinlesme vs.- arzu eden bireyleri belgesel
yonetmenligine yaklastirmistir. (Bu soylenen evrensel bir gecerlilik
tasimamaktadir. Belcikada her yirmi kisiden birine video kamera duserken bu
rakam Gana ve Cad’da yuzbinde bir oranindadir.)



Belgesel, sinemanin ilk yillarini bir kenara birakirsak, iki dunya savasi
sirasinda yogunlukla sinemada gosterilen haber filmlerinin doneminin disinda
sinema salonlarina cok az kabul edildi. Zaten boyle kriz anlarinda ancak gercege
olan arzu yukselir. Bu arzuya karsi farkedilmesiyle de baslayan hemen sonra
ortaya cikan surecte televizyonlar hergun eve gelen bir gazete gibi gerceklikle
iliskiye baska bir yatak acmaya yetti. Diger TV turleri yoluna baslarken ve
cesitlenirken bu haber-belgesel turunun yeri zaten hazirdi. Savaslarda her
ulkenin kendi halkina cepheden ve ulkenin gelismesinden haber verdigi
dusunuldugunde propoganda ozelliginin isin icine nasil girebilecegi cok da
muamma olmasa gerek. Yayini suresince istedigi tek sey goruntu olan televizyonun
bu anlamda genelde kurmaca olmayan anlaminda “belgesel”in en onemli mecrasi
olmasi da kacinilmazdi. Simdi belgesel dendiginde ilk akla gelen olanak
televizyon olarak duruyor. Bunun nedeni belgeselin yanlis kullanimini erkenden
olnakli kilmasi acisindan televizyonun varlik alanina cikmasi, bunun da
yayginliginin evin icine girmesi boyutunda inanilmaz bir hakimiyete sahip
olmasi, anlamlari diger butun medyadan daha hazir paketlemesi ve tabii sinema
salonu aracinin belgeselle iliskisi arasinda aranabilir. Dolayisiyla “gercek
belgesel” ancak festival ve “toplumsal uyum”un otesinde gorunurluge ve az bir
kitleye ulasmaktadir.



Kisaca olumlu bir gelisme gibi gorunen televizyon kanallari ve gunumuzde onlarin
cogalmasi durumu ozellikle Turkiye gibi ulkelerde ve dunyada bir spektrum
genislemesi ve bir olanak saglama acisinda hic de gorundugu gibi olumlu etkiler
yaratmamaktadir. Aksine tum dunyada tv kanallarinin bilgilendirmeyi
bilgilendirmeme ve carpitarak ve bozarak bilgilendirme olarak olarak
degerlendirdiklerini goruruz. Liberalizm ve kuresellesme adi altinda dunya
medyasi da (belki) Mobil ve BP’nin sebeplerinden pek farkli olmayan sebeplerden
tekellesmektedirler. Ayni reklamlarda oldugu gibi resimler ve sesler cogalmakta,
ancak hakikat daha derinlere inerek bogulmaktadir. Bahsi gecen cogalma ayni
enstrumandan cikan seslerin daha genis alana yayilmasi seklinde gerceklesmekte,
yeni seslerin cikmasi ya da niteliksel bir degisim hergun daha da
olanaksizlasmaktadir. Bu nedenle kanallarin sayisindaki artis daha genis bir
yelpaze icinde bir program ve farkli goruslerin temsili acisindan hicbir yenilik
getirmemektedir.



Turkiye ve benzeri ulkelerde belgeselle televizyon kanali arasindaki iliskide
televizyon, uretilen hizmet ya da urunun degerlendirilecegi ya da tuketilecegi
yer olarak gorulmemelidir. Aksine televizyon bir baska deyisle “ulusal
televizyon kanallari” urunun onune uretim ve gosterim asamalarinda onemli bir
engel olarak cikar. Aslinda uretim ve tuketimden baska bir asama da yoktur.
Ýzleyici diye tanimlayacagimiz genis kitlenin buyuk bir kismi, belgeselcilerle
aralarindaki bir engel olan kanal sahiplerini asla asamaz. Aslinda asikar olan,
boyle bir niyetin olmadigidir ama bunu tartisma konusu yapmak farkli ufuklar
acacak bir potansiyel tasir: Seyirci dedigimizde kastettigimiz, urunun
alimlanabilecegi tum seyretme kodlariyla donanimli kitle, arada bir engel
oldugunun farkinda bile olmamakla beraber, boyle bir engeli sezebilecek olanlar
icin bile giderek daha az onemli gorunmektedir. Bu durum kitle dedigimiz
alimlayanin onemli sorunu ya da konusu degildir ve diger tum gunluk hayatin
hegemonik iliskilerinde daha da gereksiz bir yere oturtulur. Goruntuyu “simdi
ve burada” olma ozelligiyle, gercekligi sanallikla yoguran televizyonun
sunduklarinin yaygin kabulu, kitlenin, oradan yansiyan “belgesel” adli yapimlari
gercek belgesel zannetmesinin zeminini saglamlastirmistir coktan. Seyirci ve
televizyon iliskisinde, gorselligin parcalara ayrilmis tursel akisi kodlari
boylece yerlestirmis oldugundan sorgulama ikinci planda kalir ve gercek-belgesel
ornegini karsilastiracak bilgisi olmadigindan –dogal olarak- gosterilenleri
belgesel dahasi gercek olarak alimlamaya yatkin bir izleme aliskanligi
gelistirir.

Tum bunlarin otesinde “gercek belgesel”ler icin asil engel gosterime girme
asamasidir. Onlarin gosterime girip girmemesinde belirleyici olan “gercek
belgesel degerler” degildir. Aksine, siklikla gercegi tahrif eden yapimlar,
gosterime ve dagitima sokulur. Dagitima girme ve uretebilme imkanlari ulusal ve
kuresel dagitim tekelleriyle uzlasmada yatar. Bu dagtimlar, “gercek” ve
“estetik” ten farkli kaygilari one cikaran dinamiklere sahiptir.

Bu dinamikler, gittikce kuresellesen dunyanin ve gittikce liberallesen bireyin
bulundugu tum mekanlarda belgesel yapmanin belli zorluklarinin da nedenidir.
Kuresellesme denen cilginligin (hileli zirvaligin) sozde yukselmesiyle dunyada
belgesel yapmanin zorlasmasi ayni oranda artmaktadir. Sozumona ozgurlesen dunya,
kendisine dair herhangi bir gercegi arastirmak ve duyurmak isteyen bireyleri
cigner ve disari atar (tukurur). Burada celiski -veya celiskiler- daha dogru bir
deyisle kocaman bir yalan oldugu acikca ortadadir: Belgeselci (ya da degil)
bireylerin bilgiye ulasmada ortaya cikan kolayliklarla ozgurlestigi... Gercekte
olansa ozgurlugun daha da fazla daralmasi ve yokolmasidir. Olsa olsa insanlar
ehlilesmekte, bizzat kendilerinin gunluk yasamin icinde varolus anlamlarini
bicimlendiren ogeleri gormezden gelen bir teslimiyet icinde bulunmakta
olabilirler. Olsa olsa kendi aktif oyunlarindan vazgecip dayatilan oyunlari
oynuyor olabilirler. Su veya bu sebeple, sonu hic belli degilmis
gibi gorunen bir surec boyunca bir oyunu oynamaya zorlanan insanoglu, bir
muddet sonra bu dayatilan oyunu kendi varolusuyla bir tutmaya hatta hoslanmaya
bile baslayarak, oyunu zamansal ve mekansal baglamda yayan arac olarak oyuncu
olur. Bu anlamda kitelesel bir akisin icinde olmanin huzuruyla sorunlari azaltip
yasamini hafifletebilir. Bu aslinda tek kelimeyle “uyum” dedigimiz seydir.
Yavas yavas uymaya baslanir, uyumun getirdigi avantajlar yasanmaya baslanir ve
bir muddet sonra kendi soylediklerinin gercek oldugunu inanmaya baslanir, bu da
tam televizyonun bireye soyleyip durdugu seyin aksisedasidir. Cunku inanmak
rahatlaticidir, sistemin ve onun ogretileri icsellestirlir, iste ondan sonra
dusunceyi kontrol eden ayricalikli kesimden biri olunur. Bu yeri surdurmek o
zamana kadarki surecte ezberletilen oyunun kendisini daha guclu bir sekilde
savunarak mumkun olur. ( Bu her zaman boyledir. Birsey soyleyip de baska bir
seye inanan ve bunu surduren yok gibidir. Soylemek gerekli ve sana
faydali oldugu icin bir sey soyler ve bir muddet sonra bu soyledigine
inanirsin. Noam Chomsky) Uyum konusunda sorunlar yasayan tum belgeselciler bu
gercegin her gecen gun arttigini farkeder. “Bagimsizlik” gibi uyumun icinde
sakincali titresimler yaratan kavramlardan hareket eden, “bilimsel yaklasimlar”
disindaki uyumlara uyum gostermekte zorlanan belgeselciler, gittikce daralan bir
yasam alanini ciddi olarak hissederler.

Televizyonun kurumsal isleme mantigi onu hakim ideolojiyle yakin iliskiler icine
sokmasindan dolayi onun, gercek belgeselin en onemli uretim ve tuketim alani
olmasi gerekliliginden uzaklastirir ve bu aslinda gercek belgeselin yerine ikame
edilen, uyumlu bir sekilde herkesce tanimlanmis “belgesel” baslikli kusaklarda
gosterilenlerle saglanir. Yani, “uyum”un surmesi, surdurulmesi oyunun birinci
kuraliysa, oyun alaninindan uzakta durmayi secenlerin aykiri sesleri
uyumlastirilmadan bu akisin icine zor alinir.

Her nekadar son buyuk ticari skandallar ve Ýrakla ilgili hukuk ve ahlak
tanimayan yaklasimlar nedeniyle orneklerdeki populerligini son zamanlarda biraz
yitirmis olsa da sik sik ABD’deki ya da Bati Avrupa’daki antitekel yaslardan,
belli bir miktarda belgesel gosterme mecburiyeti getiren kurallardan ve bunlara
benzer son derece dayanaksiz savlardan sozediliyor. Baska ulkelerde boylesine
bir demokratiklestirmenin olmadigini on kabul eden bu savlar, gerece
(televizyona) yasalarla bir kontrol bir duzeltme saglaniyormus izleniminin
dogmasina neden olmaktadir. Oysa sorun, ulkelerin televizyona yaklasim
farkliliklarinda degil, gerece kimin sahip oldugudur. Bu anlamda Yunanistan,
ABD, Gana, Turkiye ya da Fransa arasindaki nuanslar genel yapiyi degistirmez.
Sahip olanlarin ait oldugu ortak bir sinif var mi, sahip olanlarin ortak
ozellikleri neler gibi basit cevapli sorular, gerecin belgeselle, daha da otesi
demokrasi, sosyal adalet vb. kavramlarla iliskisini aciklayacaktur. Bu durum
Turkiye ve
gibi ulkelerde daha kabaca ve sinir tanimaz bir sekilde islemesine karsin
temelde diger ulkelerde de ayni gozukmektedir.

Ucuncu dunya olarak adlandirilan ulkelerle diger ulkelerdeki medyanin ozellikle
televizyonun belgesele bakisinda farklilik varmis yanilsamasini yaratan “adab-i
muhaseret” konusundaki farktir. Aradaki tum fark “mis gibi” yapabilmedeki duzey
farkidir.

Belgesel de televizyon da, toplumu ve insani ilgilendiren, topluma ve insana ait
tum kavramlarla iliskisinden soyutlanarak ele alinamaz. Bu nedenle yazinin
oznesini olusturan belgeseli, uretimini, ve sorunlarini aciklarken sozu gecen
her toplumlarin diger kavramlarla iliskisinden yararlanabiliriz: Turkiye gibi
bir ulkede insanlar, “farkli dusunen” insanlari yakarlar ve onlar yanarken
haykirarak, kendilerinden gecerek izlerler. Gelismis Avrupalilar da suresi
dolmus ve bozulmus ilaclari, besinleri Afrika’ya, Bosna’ya kullanmak uzere
gonderirler. Goruldugu gibi temelde isleyis ve davranis aynidir. Bu temel
baglaminda, Ýngiliz televizyonlarinda balinalarla ilgili bircok belgesel
izleyebilirken Ýngilizlerin bir yuzyil once Afrika’da ya da Hindistan’daki
faaliyetlerine dair cok az sey bulabiliriz. ABD televizyonlarinda “zenciler ve
crack” uzerine fazlaca bir yapit bulmaniz olasi degildir. Bu gosteriyormus gibi
yapma yontemi, bizdeki gostermeme yonteminden belki de daha tehlikeli
durmaktadir. Cunku ortada toplumsal olarak tatmin etme-olma durumu vardir.
Belgesel izletilmekte ve izlenmektedir ama gercegi degil onu ikame (idame) icin
yapilani. Almanya ve Fransa’da ozgur bir ulkede yasadigi yanilsamasina tum
yasami boyunca inanan, bunu hisseden ve devletin kendilerinden birsey
saklamadigini dusunen cok genis bir kitle oldugunu kesin olarak biliyoruz.
Ucuncu dunyalilarin gazetecilerinin “herkesin elinde bir kitap var, banliyo
treninde bile okuyor adamlar diye ovdugu bu kitle gercekten de okuduklari kitap
ve -etin Altan’in sik sik uygar insani tanimlamada anlamli bir belirleyen ya da
onemli bir olcutmus gibi vurguladigi- tukettikleri dis macunu ve tuvalet
kagidina gore uygar olan bu kitlenin gercekten de bu sacma ve sikici masallara
inandiklari, en azindan inaniyormus gibi gorundukleri de ortada.



Turkiye ozelinden bakarak dunyada belgesel ve onun iliskilerine, yukardaki temel
ayniliklari unutmadan bakmak daha tanidik olmasi dolayisiyla konuyu da daha net
acmayi saglayacak. Ancak daha kararli ve anlamli olabilme olasiligi tasiyan bir
tartisma icin belgeslin dogus ve gelisme sureclerine ve surekli kisa kisa ama
tekrar tekrar degindigimiz alternatif alan ve alternatif belgeselciye ” de
yeniden bakmak gerekecek.



ethem ozguven

(ayla kanbur tarafindan yayina hazirlandi)









---------------------------------
Do you Yahoo!?
All your favorites on one personal page – Try My Yahoo!

[Non-text portions of this message have been removed]




Thu Jan 6, 2005 3:07 pm

hilmietikan
Offline Offline
Send Email Send Email

Forward
Message #3479 of 7033 |
Expand Messages Author Sort by Date

Belgesel Gercekler Engeller 1999 - 2005 Belgesel... Arkaik ve cagdisi bir kelime gibi geliyor kulaga... Ama bunun hemen ardindan akla, bu kavramin etrafinda...
Hilmi Etikan
hilmietikan
Offline Send Email
Jan 6, 2005
3:07 pm
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help